Ana Sayfa Yerel Asayiş Siyaset Ekonomi Güncel Spor Dünya Eğitim Sağlık Kultur-Sanat Yemek/Kadin








Hikmet Karaman: “Acil 3 puana ihtiyacımız var”
Hikmet Karaman: “Acil 3 puana ihtiyacımız var”
“İki karadelik, elimizdeki her şeyi yuttu”
“İki karadelik, elimizdeki her şeyi yuttu”
Türkiye Eurovision 2022’de de olmayacak
Türkiye Eurovision 2022’de de olmayacak
Mibzerden düşen çiftçi hayatını kaybetti
Mibzerden düşen çiftçi hayatını kaybetti
5G ile çevrim içi ameliyat
5G ile çevrim içi ameliyat

Feyzan Köse

DALAL, HAVA VE MUNA… Onlar ANNE!..
25 Temmuz 2014 Cuma

Filistin'li Dalal'ı yıllar önce İspanya'da tanımıştım. Bir yaz tatili için oradaydık. Sevimli iki küçük kızı ve eşi ile Madrit'te mültecilerin mekanı varoşta, küçücük bir dairede kalıyorlardı. Onlar vatansızdılar. Pasaportları yoktu. Kırmızı çarpı işaretli bir kimlik kartına sahiptiler. Çok zarif ve asil bir kadındı Dalal. Şair ruhlu, kalbi kaleme sevdalı bir hanım. Ülkesinin hayranı, aşığı... Ortadoğu'nun ateş hattında bir bölgesinin kurbanı. Görüşmeyeli neredeyse yirmi yıl oldu. Yine de kalbimde bıraktığı iz hala taptaze. Onu hiç unutmadım. Unutamadım. Hem ana babasını, kardeşlerini; hem vatanını kaybetmenin hüznünü ben onun gözlerinde gördüm. Her an coşmaya hazır pınar gibiydi. Bazen Arapça olarak yazdığı memleket şiirlerini heyecanlı, ağlamaklı bir üslupla bana okurdu. Onun samimi heyecanı içime dokunur, gözlerim dolardı. Dilinden anlamadığım için bu okuduğu satırların manasını sormaya kalksam: "-Benim için problem değil. Sen dinle yeter!." derdi. "Benim ülkem uğruna ıslanan kirpiklerin, dilinden dökülen bu masum duaların var ya.. Onlar bana huzur veriyor. Bu ailemden, vatanımdan uzak ülkede, kendimi hiç yalnız hissetmiyorum."

Gerçekten de onu hiç unutmadım. Hala kalbimin en derininde saklıyorum Dalal'ın o mahzun, mübarek çehresini. İki küçük kızını daha huzurlu, kavgasız ortamlarda büyütebilmek için gurbet yollarına düşmüş, ama kalbi her daim Filistin hasretiyle inleyen gözü yaşlı Dalal'ı...

* * * * *

Şimdi bahsedeceğim kişi de, ABD'de yıllardır aynı sitede komşuluk yaptığımız Yahudi asıllı bir hanım. Böylece Yeni Dünyada ilk kez bu hanım sayesinde Yahudi bir aileyi yakından tanıma fırsatım oldu. O da aslen Kudüs'lü.. Çocukları Amerika'da doğmuşlar. Aslında ona Amerikalılar Eva diyorlar. Ama benim ona "Hava" diye hitap etmem, çok hoşuna gider. Çünkü Yahudiler de Havva'yı bizim gibi telaffuz ediyorlar. Hava dindar değildir. Havra'ya hiç gitmez. Ama artık yetişkin bir kadın olan Hava'nın kızı Defna'nın havra devamlı uğrak yeridir. Biraz da insanlarla olan sosyal ilişkilerini kuvvetli tutmak için havraya gitmeyi ihmal etmek istemediğini söyler hep.

Defna’nın kocası Fransız Yahudisi. Üç çocukları var. Hava kızına doğumunda yardim etmek icin gelmisti yıllar önce. Başka bir eyaletteki evine bir daha dönmedi. Sadece tatillerde gidiyor. Onların aile yapıları, sevincleri, üzüntüleri bizler gibi diyebilirim. Yaşantıları çok sade. Hayatlarinda hic israf göremezsiniz. Doktor olan Defna gida uzmanı. Ama cocukları kucuk oldugu icin evde calışıp, aile bütçelerine katkı sağlıyor. Flüt dersi vererek. Kendi evlatlarının doğum günlerinde bile insanları hayra teşvik eder. Davetlilere hediye getirmemelerini rica eder, onları bağışa yonlendirir. Sanki bütün ahlaki güzellikleri, yüzündeki masumiyette buluşmuşlar gibidir Defna’nın. Her kimin yardıma ihtiyaci varsa Defna oraya koşar mutlaka.. Maddi manevi yanlarında olmaya çalışır. Onun nazarında din, ırk farketmez. Kızım hastalandığında üç ay yatakta istirahatte kalmıştı. Defna her Cuma ziyaretine gelmisti  mesela. Hava kızı Defna’dan farklı yaradılışta. Ama o da mütevazidir. Bir hafta önce görüştüğümüzde, inanılmaz bir korku ve panik içinde ağlıyordu. Kızı ve torunları İsrail’e gitmişlerdi. Defna sığınaklarının mükemmel olduğunu söylediği halde, annesinin sakinleşmesi zor görünüyordu. “Şu an çocukların, torunların İsrail’de tatildeler. Söylediğine göre emin yerdelermiş. Esas bombalar altında can verenler Gazze’dekiler!” diyorum. Ama Filistin’lilerin  intikam alacakları korkusu öyle yerleşmiş ki ruhuna, yemekten içmekten kesilmiş. Nefes alamaz vaziyette kahrediyordu kendini.

Kadın müthiş panik duygusu içinde feryat ederken, yüzüne yansıyan karanlık endişede esefle şahit oldum ki; zulmedenler asıl zulmü kendi halklarına da yapıyorlar. Netanyahu kabinesinden bazıları dediler ya;“Anneleri de öldürelim!” Halbuki öldürdükçe kendi annelerinin yüreklerini de öldürüyorlar. Her defasında daha fazla korku, daha fazla dehşet ekiyorlar Yahudi anaların gönlüne. Her öldürüşlerinde daha derin…

* * * * *

Ve Muna… Ah Muna! Filistin’li mazlum Muna… Onu ilk kez haftalar önce vakit namazı için girdiğim bir camide gördüm. İmam Kur’an okurken  yanaklarından sicim gibi gözyaşları akıyordu. Gözgöze geldiğimizde, gönüllerimiz de bu tanımadığım hanımefendiyle kucaklaştı adeta. Ramazan’ın ilk günü katıldığım teravihte tekrar karşılaştık. Yine yanıbaşımda, yine gözyaşları sel gibiydi. Suriye’lilere benzettiğim için, ülkesindeki karışıklıklara ağlıyor zannıyla cami çıkışında yanına yaklaşıp, sordum. “Suriye’den misiniz?” Mahzun bir tebessümle: “Hayır. Filistin’liyim.” dedi. Sanki halkının başına gelenlerden bizler de sorumluyuz gibi kahroldum. Onu yakındaki bir parka davet ederek, teselli dualarımla kucaklamak istedim. Meğer aynı caddede oturuyormuşuz. Onun Filistin’de olan yakınları için döktüğü gözyaşları, Hava’nın İsrail’e giden yavruları için döktüklerinden farklıydı. Hava’nın gözlerinde çok büyük korku, endişe hakim.  Muna’nın yüzünde  ise mazlum bir milletin kendilerini yaratan Rabb'e olan emsalsiz teslimiyetini  okumak mümkün. Hem onun naif gözyaşları öyle bir özden ağlayış ki, acziyet içinde tevekküllü teslimiyet saklıyor her damlasında.  Anası babası, kardeşleri hatta Zahide adında çok sevdiği Hristiyan komşusu dahi yavrularıyla birlikte bombalar altında can vermişler. Kaybedeceği ne kalmış sanki. Tek kendi canı.  Bir Muna’nın ağlayışına, bir Hava’nın ağlayışına bakıyorum. Evlatları tatile gitmiş İsrail’li anneyi anlamaya zorluyorum kendimi. Fakat Hristiyan arkadaşı Zahide için dahi, onu kendi canlarından ayırmadan gözyaşı döken Muna’yı anlayabiliyorum.

* * * * *

Size bu satırları yazdığım saatlerde televizyon kanalları, İsrail ordusunun Gazze'ye havadan, karadan ve denizden ağır bombardıman saldırısı ile harekat düzenlediğini haber veriyordu. Seyrederken titredim. Zihnimde yıllar öncesinden bir kare canlandı. Dalal ile televizyon izliyorduk. Müslüman ülkelerin sorunlarını anlatan bir proğramdı. Söz sırası Filistin'e gelince, İsrail'li kipalı bir genç şöyle demişti. "Yaşamam için Filistin'linin ölmesi lazım!" Sevgili Dalal.. Bu kin ve nefret tohumlarıyla yetiştirilmiş gencin sözlerini duyunca nasıl da hıçkırmıştı. O; "Neden, neden ölmemiz lazım sizin yaşamınız için? Bu nasıl bir yaşam ahlakıdır? Nasıl bir zalimliktir?" diye gözyaşlarına boğulurken, ben tıpkı bu geceki gibi vicdanımın titrediğini hissetmiştim. Evet, yine saldırıyor İsrail. Yine binlerce suçsuz kadın, çocuk sivil ölecek. Bazı İsrail'liler sinema seyreder gibi yapılan bu zulmü, rahat koltuklarına kurulmuş olarak, Gazze'ye bakan tepelerden izleyecekler. Dünya yine bu zulme, bu kıyım sessiz kalacak.

Tüm bu kederli dakikalarda düşünüyorum. Muna’nın mazlumlar arasında hiç ayırım yapmadan, onlar için çektiği sonsuz acı, döktüğü sicim göz yaşları, beni çok önemli bir hakikate ulaştırdı.  Mazluma kimliği sorulmamalı. Zalime de… Zalimlere de… Filistin’de  öldürülen küçücük çocuklar; Mısır, Çin zindanlarında çürüyen zavallı Müslümanlar, Ukrayna sokaklarında özgürlük adına can veren masum insanlar….  Afrika'da aç gözlü Batı'nın kendi menfaati adına birbirine düşürdüğü sefaletin pençesindeki halklar.  Dünyanın dört yanında işkencelere maruz kalmış Türk'ler... Hepsi  hepsi bizim merhametimizden nasiplerini almalı.

Asla unutmayalım!.. Bugün İslam gönüllüsü olduğunu iddia edenler de Allah’ın ismini anarak yeryüzünde nice zulümler yapıyorlar. Bunun bilinciyle, ısrarla vurguluyorum. Tüm zalimleri aynı kefeye koymadığımız, koyamadığımız için dünya milletleri arasında ümmet olarak yalnız kalıyoruz. Zalim zalimdir İsrail’deki Netanyahu da olsa… Suriye’de kendi halkını acımasızca katleden Esad da olsa. Müslümanlık adına dindaşlarını dahi işkencelerle öldüren IŞID katilleri ya da Taliban yobazı da olsa. Bu gerçeği  diğer dindeki milletler arasında işlemediğimiz, tescillemediğimiz müddetçe, biz Müslümanlar daima kaybetmeye mahkumuz. Hem de ebedi olarak tüm mazlum anaların gözyaşlarından sorumluyuz.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Mehmet Şimşek
Mehmet Şimşek
KADINLARIMIZ (247. Bölüm)
Süleyman Göksu
Süleyman Göksu
Mevlid-i Nebi
Mustafa Yolcu
Mustafa Yolcu
UNUTULAN GÜZELLİKLER
Ahmet Anıl Yılmaz
Ahmet Anıl Yılmaz
TÜKETİCİ KÖŞESİ
Ayşe Konakcı
Ayşe Konakcı
ZÜLFÜ LİVANELİ VE BEN !
Mustafa Çağlayan
Mustafa Çağlayan
TÜKETİCİ KÖŞESİ
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
TWITTER'DA ANADOLU TELGRAF
FACEBOOK'TA ANADOLU TELGRAF
ARŞİV
SÜPER LİG PUAN DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
İmsak 05:23   İkindi 15:47
Güneş 06:59   Akşam 18:11
Öğle 12:45   Yatsı 19:35
Nöbetçi Eczneler
Ana Sayfa Yerel Asayiş Siyaset Ekonomi Güncel Spor Dünya Eğitim Sağlık Kultur-Sanat
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri