Ana Sayfa Yerel Asayiş Siyaset Ekonomi Güncel Spor Dünya Eğitim Sağlık Kultur-Sanat
Fenerbahçe Alanya'da büyük darbe aldı
Fenerbahçe Alanya'da büyük darbe aldı
Türkiye-Rusya-İran Üçlü Liderler Zirvesi
Türkiye-Rusya-İran Üçlü Liderler Zirvesi
Sütte yeni dönem başlıyor
Sütte yeni dönem başlıyor
Sosyal medyada tepkiler çığ gibi !
Sosyal medyada tepkiler çığ gibi !
Trump'tan İran açıklaması
Trump'tan İran açıklaması

Hukukun Üstünlüğü

TÜRK HUKUK DEVRİMİ ÜZERİNE – 3
3 Eylül 2014 Çarşamba

Önceki yazımızda genel olarak Ülkemize Lozan Barış Antlaşmasıyla gelmiş olan Hukuk danışmanlarının kaldıkları süreler içerisinde hangi kanunların çıktığı ve hangi icraatların yapıldığı konuları ile çıkartılan kanunların kültürümüzle olan zıtlığını ele almıştık. Bu yazımızda ise ithal ettiğimiz hukuku ülkemizde tam olarak yerleştirebilmek amacıyla Avrupa’dan getirilen yabancı öğretim üyelerine değineceğiz.

Bilindiği gibi bir ülkede hukuk düzeni oluşturmaktan daha önemli ve daha zorlu bir husus vardır. O da oluşturulan hukuk düzeninin uygulanmasıdır. Uygulanmayan bir kanunun hiç bir işe yaramaz. Bu bağlamda, yabancı devletlerden resepsiyon usulü ile alınan kanunların ve Avrupa’dan getirtilen Hukuk Danışmanlarının tasarladığı bu yeni hukuk düzeninin uygulanması ve devamlılığının sağlanması amacıyla Ankara Hukuk Mektebi açılmıştır. Fakat burada akla bir soru gelebilir. Acaba mevcut öğretim sistemiyle de bu iş yürümez miydi? Bu soruları kısaca cevaplamak adına O döneme bir bakmamız gerekmektedir. O dönemde mevcut olan sistem içerisinde karşımıza Dar’ül Fünun çıkmaktadır. Dar’ul Fünun, yapılmak istenen değişime kayıtsız kalmış, hatta bazı konularda yapılan değişime karşı çıkmıştır.

Cumhuriyetin 9. Yılında İsviçreli bir pedagoji profesörü eğitim sistemimiz hakkında bir rapor çıkarmak amacıyla Ülkemize gelmiştir. Hazırladığı raporda özetle Türkçe bilimsel eserlerin yetersiz, metotların çağdışı ve öğrencilerin yabancı dil bilgisinin yetersiz olduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine Dar’ul Fünunun 240 hocasından 157’si görevinden alınmıştır. Ayrıca İsmi de İstanbul Üniversitesi olarak değiştirilmiştir. Ancak yapılması gereken en önemli şey halen yapılamamıştı. O da yabancı öğretim görevlisi alımıydı. O dönemde Türkiye’ye gelecek yeterli sayıda yabancı öğretim üyesi bulunmamaktaydı. Dönemin Almanyasında yahudi erin üzerindeki baskı artınca yahudi profesörlerin Türkiye dönemi açılmış oldu. 1933 yılında 47 Alman hoca İstanbul’a geldi bunların 19’u ordinaryüs ve profesördü.

İlk başlarda dil problemi yüzünden dersler tercümanlar aracılığıyla yapılmaktaydı. Ancak esas problem, tercümanların anlatılanları tam olarak tercüme edememesinden kaynaklanmaktaydı. Bazı teknik konulardaki yetersiz tercümeler ve öğrencilerle hocaların iletişiminin tercümanlar aracılığıyla yapılmasından doğan anlaşmazlıklar öğretimi zorlaştırmaktaydı.

Bunların yanında bir de yerli hocalarımızla yabancı hocalar arasındaki maaş farkına değinmek gerek. Yabancı profesörlere aylık olarak 500 ila 600 lira arasında bir ücret ödenmekteydi ki bu o dönemlerde 1000-1200 Alman Markına denk gelmekteydi. Aynı Profesörler kendi ülkelerinde bu paranın üçte birine çalışmaktaydı. Aynı dönemde yerli hocalarımız ne yazık ki 40 ila 100 lira arasında bir maaş almaktaydılar.

Harf inkılabı sonrası yabancı hocalar bilim diline de el atmışlardır. Burada insanı şaşırtan konu ise bu yabancı hocaların büyük çoğunluğunun Türk Literatürüne ve Türkçeye hâkimiyeti konusunda herhangi bir bilgilerinin olmaması veya çok az bir bilgilerinin olmasıdır. Üniversite kütüphanesindeki 109 bin 387 Cilt Osmanlıca kitap yabancı bilim çevresi tarafından bilimsellikten uzak, dağınık ve küflü ilan edildi. Acaba bunu neye göre ilan etmişlerdi? Bırakın Türk literatürünü, Osmanlıca dahi bilmeyen bir çevrenin Osmanlıca eserleri bilimsellikten uzak ilan etmesi gerçekten de çok düşündürücüdür.

Gelelim, Türk hocaların 6 ila 10 katı arasında ücret alan bu hocaların eserlerine. Bu hocalar dönemlerinde 99 ders kitabı, 59 bilimsel kitap ve onlarca bilimsel makale yayınladılar. Bu sayı o dönemde çok yüksek olabilir ama herhalde 109 bin cilt eserin görmezden gelinip, kenara atılmasıyla karşılaştırılamaz.

Bu dönemde toplam olarak 86 Alman öğretim görevlisi Türkiye’ye geldi. Bunların bir kısmı Amerika ve Avrupa ülkelerine giderken kalanlar 1941 yılında Alman vatandaşlığından çıkarıldıktan sonra vatandaşlığa kabul edildiler. .

Halil KARAKAYA

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ANADOLU TELGRAF
YAZARLAR
İlhan Akkurt
İlhan Akkurt
KAPİTALİST OLİGARKLAR VE DOLARIN HAKİMİYETİ KIRMAK -1
Mehmet Şimşek
Mehmet Şimşek
KADINLARIMIZ (131. Bölüm)
Saffet Kuramaz
Saffet Kuramaz
Doğulu anneler çocuklarımızı dağdan geri getirin diyorlar
Halit Aksungur
Halit Aksungur
İSLAM TARİHİNDE KERBELA OLAYI- YAS TÖRENLERİ
Cansu Atıcı
Cansu Atıcı
Sağlıklı Okul Dönemi İçin Tavsiyeler
Recai Kıcıkoğlu
Recai Kıcıkoğlu
Mavi Boğaz Çarşamba Çayı, Aygır Deresi Şelalesi 24 km.
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
SÜPER LİG PUAN DURUMU
FACEBOOK'TA ANADOLU TELGRAF
TWITTER'DA ANADOLU TELGRAF
NAMAZ VAKİTLERİ
İmsak 04:49   İkindi 16:25
Güneş 06:26   Akşam 19:04
Öğle 12:55   Yatsı 20:29
Nöbetçi Eczneler
Ana Sayfa Yerel Asayiş Siyaset Ekonomi Güncel Spor Dünya Eğitim Sağlık Kultur-Sanat
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri